Kapadokya'ya gitmeyi yıllardır erteliyordum. "Herkes gidiyor", "fotoğraflarda kalabalık", "her yerde gördüm" diyordum. Sonunda bir Kasım ayında — kesinlikle öğrendim, Kapadokya'ya turist sezonunda değil, mevsim dönümünde gidin — gittim. Ve anladım neden herkes gidiyor.
Göreme Açık Hava Müzesi: Kayaya Kazınan İnanç
Frigyalı din adamlarının bu kaya kiliselerini oyduğunu düşününce — demir yok, çimento yok, sadece el ve taş — geriye kelimesiz kalıyorsunuz. Kiliseler küçük ama fresklerin rengi hâlâ canlı. Özellikle "Elmalı Kilise"deki kırmızı, yüzyıllardır solmamış. Sabah 8.30'da kapıda olun; kalabalık öğleden sonra geliyor.
Uçhisar Kalesi: Vadiye Yukarıdan Bakmak
Peribacalarını deniz seviyesinden görmek başka bir şey, tepeden bakmak başka. Uçhisar'a tırmanmak hem yorucu hem de nefes kesen. Tepede rüzgar yüzünüzü alıyor, aşağıda Güvercinlik Vadisi yeşil bir şerit gibi uzanıyor. Balonların gündoğumunda uçuşunu tam buradan izledim — biletim yoktu ama manzara ücretsizdi.
Derinkuyu Yeraltı Şehri: Gizlinin Altında
Yeraltı şehirleri fotoğraflarda etkileyici görünmüyor çünkü fotoğraflar derinliği aktaramıyor. İçine girince farklı. 8 kat aşağı inersiniz; kilise, ahır, şarap mahzeni, hava kanalları — eksiksiz bir yerleşim yeri. İnsanlar burada aylarca saklandı. O aylarda nasıl hissettiklerini düşünmek, klostrofobik olmadan da sizi sıkıştırıyor.
Kapadokya'yı bir kere görmek yetmez. İlkinde inanmazsınız; ikincisinde anlamaya başlarsınız.
Gün batımında Aktepe Seyir Terası'nı kaçırmayın — Kızılçukur Vadisi kan kırmızısına döner. O an için tüm yolculuk değer.